<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kişisel liderlik | Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</title>
	<atom:link href="https://www.basaktecer.com/tag/kisisel-liderlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.basaktecer.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Sep 2017 16:20:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.3.20</generator>
	<item>
		<title>Keşkeler sana iyikiler bana kalsın!.</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/keskeler-sana-iyikiler-bana-kalsin/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/keskeler-sana-iyikiler-bana-kalsin/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 04 Sep 2017 16:20:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Başak TECER]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.basaktecer.com/?p=7023</guid>
				<description><![CDATA[<p>48 yaşında bir kadın hayal edin. Mutsuzluktan gözünün feri kaçmış, omuzları başkalarının benliğine yaptığı saygısızlıklarla çökmüş, yaşadığının bile farkında olmayacak kadar yorgun. Ömrünü neden sorusunun yanıtına cevap veremediği bir hayata, bir eşe kendini mahkûm etmiş ve tüm bunları sorgulamayı çoktan unutmuş. Toplumun kendisini koyduğunu sandığı bir hapishanede yatmış. Öyle uzun süre yatmış ki; dışarıdaki hayata&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/keskeler-sana-iyikiler-bana-kalsin/">Keşkeler sana iyikiler bana kalsın!.</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>48 yaşında bir kadın hayal edin. Mutsuzluktan gözünün feri kaçmış, omuzları başkalarının benliğine yaptığı saygısızlıklarla çökmüş, yaşadığının bile farkında olmayacak kadar yorgun. Ömrünü neden sorusunun yanıtına cevap veremediği bir hayata, bir eşe kendini mahkûm etmiş ve tüm bunları sorgulamayı çoktan unutmuş. Toplumun kendisini koyduğunu sandığı bir hapishanede yatmış. Öyle uzun süre yatmış ki; dışarıdaki hayata yabancılaşmış. İki evladı bile akıl almaz bencillikleriyle onu acıyla sarsarken gözyaşlarını içine akıtmış yıllarca. Ve bu benim kaderim deyip, kendine acımaya başlamış.</p>
<p>Psikolog bir arkadaşım “Biz, kendimize acımayı severiz. Yaşadığımız hayatı değiştirmek işte bu yüzden zordur. Bir diyete başlarız mesela” dedi. “Önümüze nefis bir dilim pasta gelince kendimize acır ve kendine niye eziyet ediyorsun ki der ve diyetten vazgeçeriz.”  Bu cümle beni çok düşündürmüştü. Gerçekten de zamanla kendimize yarattığımız konfor alanlarında kendimize saygımızı da yavaş yavaş yitirmeye başlamıyor muyuz?  Ne zaman ki bu acımanın bizi soktuğu girdabı fark ediyoruz işte o  zaman bir anda silkelenip yaşamımızı baştan sona değiştiriyoruz. O silkelenme anı da hayatımızın dönüm noktası oluyor.</p>
<p>Bu hikâyenin başrolündeki kadına da tam olarak bu oldu. Uzaktan akrabayız biz Selma ile. Çok sık görüşemesek de çocukluğumuzdan kalan anılarımızın temelleri güçlü ve sevgi doludur. Bu bağ aramızda samimi ve içten bir iletişimi sağladı her zaman. Onu çok severim. Onunla en son konuşmamızda evde her zaman süregelen problemlerden bahsedip ağlamaya başladı. Eşinin sevgisizlik ve bencillikleri, 25’li yaşlarına merdiven dayamış çocuklarının aralarındaki kavgalarını vb… Bozuk bir plak gibi sürekli yaşadıklarından şikâyet eden ve kendine acıyarak bunu kader olarak nitelendiren bu kadına inanamıyordum. İlk defa ona döndüm ve şöyle dedim: “Yeter! Lütfen artık kendine acımayı bırak!” Şaşkınlıktan ağlamayı kesti ve sustu. “Her seferinde aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar beklemek deliliktir” demiş Einstein. Sen deli misin?” Gülmeye başladı. “Değilim tabi” dedi. “O halde öyleymişsin gibi davranma. Sen genç, sağlıklı, azimli ve istediğini elde edebilecek güçte bir kadınsın. Yaşadığın bu hayat senin izin verdiğin bir hayat ama kaderin değil. Çık sokağa ve kendine bir iş ara. Yapabileceğin onlarca iş var. Kendi ekmeğini kazan ve ayaklarının üzerinde dur. Ve onlara senin aslında kim olduğunu göster! Ve kendine şunu sor: Aslında ne istiyorum? Ancak doğru soruları sorduğumuzda doğru yanıtlar gelir.” Ben bu cümleleri artarda sıralarken beni derin bir sessizlikle dinliyordu.  “Haklısın” dedi. “Bir daha da beni bu öğrenilmiş çaresizliklerle dolu ağlamaların için arama lütfen” dedim. “Çünkü sen düşündüğünden daha fazlasısın.” Sert ve net bir konuşma yaptığımın farkındaydım. Ancak onu seven birinin onu silkelemesi gerekiyordu.</p>
<p>Bu konuşmanın ardından 3 hafta geçti. Bayramlaşmak için aradığımda beni son derece enerjik, özgüvenli bir kadın yanıtladı. “Başak ben de seni arayacaktım” dedi. “Eşimden boşanıyorum. Bir iş buldum ve evimdeki kiracıya çıkmasını ve bizim 1 ay içinde kendi evimize taşınacağımızı söyledim. “Bu sefer şaşkına dönen bendim. Soluksuz dinledim onu. “Çocuklara da söyledim. Bundan sonra huzurumu bozan hiç kimseyi yanımda istemiyorum. Bana saygısız davrandıkları anda benimle kalamayacaklarını da… Kendimi kuş kadar hafif ve özgür hissediyorum”. Şoktaydım. “Peki bu denli radikal kararları bir anda nasıl aldın diye sordum? “Senin sayende” dedi. “Seninle yaptığımız konuşmadan sonra bir hafta boyunca çok düşündüm. Ve gerçekten kendime acımayı tercih ettiğimi fark ettim” dedi. “Dost acı söyler. Senin gibi bir dostum olduğu için çok şanslıyım. Ona bana en güzel bayram hediyesini sen verdin derken yaşadığım mutluluğu anlatamam. Bir evliliğin bitmesi mutlakki üzücü bir şey. Ancak bu evlilik artık karşılıklı olarak mutsuzluk kaynağı haline gelmişse gitme vakti de gelmiştir.</p>
<p>“Peki eşin nasıl razı oldu, o ne dedi? ” diye sordum. O “Ben seni seviyorum, ayırılmayacağım “dedi. “Hâkimin karşısında da bunu söyleyeceğim.” Ben de  “27 yıl  boyunca bana bir gün söylemediğin ya da göstermediğin sevgiyi mi?” demiş. “O halde ona yalan söyleyeceksin.” Eşi “Ben değişeceğim, sana çok iyi davranacağım artık” diye yalvarmaya başladığında ise ona şöyle yanıt vermiş:</p>
<p><strong>“Keşkeler sana iyikiler bana kalsın. Ben gidiyorum.”</strong></p>
<p>Bu hikâye, bana hayatımızın aslında başrolde olduğumuz bir macera, bir gelişim serüveni olduğunu sağlığımız yerinde olduğu sürece hiçbir zaman, hiçbir şey için geç olmadığını bir kez daha gösterdi. Ve bu hikâyede küçücük bir rol da bana verildiği için mutlu oldum.</p>
<p>Keşke demeyeceğimiz bir hayat dileğimle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgilerimle</p>
<p>Başak Tecer</p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/keskeler-sana-iyikiler-bana-kalsin/">Keşkeler sana iyikiler bana kalsın!.</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/keskeler-sana-iyikiler-bana-kalsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Daha kolay bir yaşam için 5 kural</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/daha-kolay-bir-yasam-icin-5-kural/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/daha-kolay-bir-yasam-icin-5-kural/#respond</comments>
				<pubDate>Sat, 25 Feb 2017 05:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Başak TECER]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.basaktecer.com/?p=6761</guid>
				<description><![CDATA[<p>Psikolojideki beş kuralı anlarsan çok daha kolay bir hayatın olur. Kendimiz ve başkalarının yaşadığı psikolojiyi anlamak hayatımızı çok daha mutlu bir hale getirir. Hepimiz geçmişimizde yaşadığımız deneyim ve etkileşimlerden kaynaklı kısıtlayıcı inançlarımızın, rahatlamamıza engel teşkil etmesinden dolayı acı çekiyoruz. Belki de hayatımızda birçok kez birçok kişi tarafından başaramadığımız söylendiği için kendimizi yetersiz hissettik veya başkalarının&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/daha-kolay-bir-yasam-icin-5-kural/">Daha kolay bir yaşam için 5 kural</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Psikolojideki beş kuralı anlarsan çok daha kolay bir hayatın olur. Kendimiz ve başkalarının yaşadığı psikolojiyi anlamak hayatımızı çok daha mutlu bir hale getirir. Hepimiz geçmişimizde yaşadığımız deneyim ve etkileşimlerden kaynaklı kısıtlayıcı inançlarımızın, rahatlamamıza engel teşkil etmesinden dolayı acı çekiyoruz. Belki de hayatımızda birçok kez birçok kişi tarafından başaramadığımız söylendiği için kendimizi yetersiz hissettik veya başkalarının bize tepkilerini veya niyetlerini yanlış anladık. Hayatımızı engelleyen ve kendimiz ve başkaları hakkında sahip olduğumuz negatif düşüncelerden ancak zihnimizin düşünme şeklini değiştirerek kurtulabiliriz.</p>
<p>Aşağıdaki kurallar hayatımızı kolaylaştırmaya ve ona yeni bir ışık tutmayı sağlayabilir.</p>
<p><b>1- </b><b>İ</b><b>nsanlar senin düşündüğün kadar endişelenmezler. </b></p>
<p>Bu kulağa sert geliyor olabilir, ama gerçek. Başkalarının bizim için düşündükleri şeylere takılı kalmak ya da onların beklentilerine göre davranmak bize zarar verir. Çünkü onlar zaten kendi problemleriyle ve güvensizlikleriyle uğraşmaktadırlar. Bir nevi herkesin derdi kendine durumu…</p>
<p><b>2- Kim oldu</b><b>ğ</b><b>umuz sürekli değişime uğrar.</b></p>
<p>On yıl önce aynı kişi olduğumuzu ya da on yıl sonra aynı şekilde hissedeceğimiz ya da düşüneceğimizi sanmak kolaydır. Oysa öyle olmaz. Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirinden son derece bağımsızdır. Çünkü deneyimler, zihniyetimiz ve hayatımızın koşulları değişir. Bu yüzden karar verirken şimdiki benliklerimizi kullanmalıyız, bugünkü aklımızı…Gelecekteki benliğimizin ne düşüneceğini ve hissedeceğini asla bilemeyiz ve geçmişteki her şey geçmişteki bizden kaynaklanır. Güç ise tamamen şu anda gizlidir.</p>
<p><b>3- Kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırak. </b></p>
<p>Sosyal medyanın en iyi anlarımızı yayınlayalım baskısıyla başkalarının görünüşte mükemmel hayatlarıyla kendimizi kıyaslamamız kolaydır. Gerçek hayatta yargılanmak ve reddedilme korkumuzla başkalarına en iyi yanlarımızı gösterme eğilimindeyizdir. Gerçek şu ki; hepimiz savunmasız durumdayız. Hepimiz başkaları tarafından kabul edilmek istiyoruz. Kendimizin kim olduğunu görmek yerine başkalarının her şeyi hallettiğini ve bizden daha iyi olduğunu düşünerek zaman kaybediyoruz. Kıyaslama ve kendimizi daha aşağıda hissetmek beyhudedir. Zira en güçlü insanlar olarak gördüklerimiz de içlerinde endişe, şüphe veya güvensizlik taşırlar.</p>
<p><b>4- Tavsiyelerinizin dinlenmesini beklemeyin. </b></p>
<p>Problemini net olarak gördüğünüz bir arkadaşınızın çözüm için neye ihtiyacı olduğunu hiç gördünüz mü? Tavsiye veriyorsunuz ama bir kulağından girip, diğerinden çıkıyor? Hayal kırıklığına uğruyorsunuz çünkü tek amacınız ona yardım etmek. Mesele şu ki, hiç kimse, doğru zamanda doğru zihniyette olmadıkça tavsiyeleri gerçekten de dinlemiyor. Günün sonunda insanlar, yalnızca kendi hayat görüşleri ve zihniyetlerini kullanarak kendi gerçekliklerini ve deneyimlerini değiştirirler. Bazen bu sizin tavsiyenizde olur ama çoğunlukla insanlar kendi adımlarında yürürler. Kendinizi bu durumda göz ardı edilmiş veya duyulmamış hissetmeyin, biraz uğraştınız ama bırakın onlar halletsinler.</p>
<p><b>5- Sadece kendi yanıtınızı kontrol edebilirsiniz. </b></p>
<p>Bir soruna, olaya veya duruma nasıl tepki verdiğiniz, durumun kendisinden çok daha önemlidir. Hayattaki tutumlarımız, genel olarak ne kadar mutlu olduğumuzu belirler. Vereceğiniz tepki  geleceğe sekerek giden düşünceler ve duygulara da neden de olabilir durumu olduğu gibi kabul de edebilirsiniz. Herhangi bir olumsuz durum zorlu olabilir ancak birkaç dakikalığına zihninizi susturarak resmin dışına çıkmak aklınızı sıfırlama ve  olayın kendiniz ve başkaları üzerindeki yankılarını anlama konusunda kendinizi eğitmenizi sağlar.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> lifehack.org</p>
<p><strong>Yazar:</strong> Jenny Marchal</p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/daha-kolay-bir-yasam-icin-5-kural/">Daha kolay bir yaşam için 5 kural</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/daha-kolay-bir-yasam-icin-5-kural/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Küçükken ne olmak isterdiniz?</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/kucukken-ne-olmak-isterdiniz/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/kucukken-ne-olmak-isterdiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 14:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[destek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[hedef belirleme]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[NLP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://basak.e-alora.com/?p=5969</guid>
				<description><![CDATA[<p>Küçükken ne olmak isterdiniz? Küçükken ne olmak isterdiniz? Pilot? Asker? Futbolcu? Mimar? Öğretmen? Dansöz? Bugün yaptığınız işi hiç para kazanmasaydınız da yapar mıydınız? “Yapmazdım” dediğinizi duyar gibi oluyorum… “Yapardım” diyorsanız bu yazıyı  okumanıza gerek yok.. Yapmazdım diyorsanız: Size bir hikayem var! Ne olmak istiyordunuz? Bir hatırlayın. Sonra ne oldu? İnsanlar, size para kazanamayacağınızı mı söyledi?&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/kucukken-ne-olmak-isterdiniz/">Küçükken ne olmak isterdiniz?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Küçükken ne olmak isterdiniz?</strong></p>
<p>Küçükken ne olmak isterdiniz?</p>
<p>Pilot?</p>
<p>Asker?</p>
<p>Futbolcu?</p>
<p>Mimar?</p>
<p>Öğretmen?</p>
<p>Dansöz?</p>
<p>Bugün yaptığınız işi hiç para kazanmasaydınız da yapar mıydınız?</p>
<p>“Yapmazdım” dediğinizi duyar gibi oluyorum…</p>
<p>“Yapardım” diyorsanız bu yazıyı  okumanıza gerek yok..</p>
<p>Yapmazdım diyorsanız: Size bir hikayem var!</p>
<p>Ne olmak istiyordunuz? Bir hatırlayın.</p>
<p>Sonra ne oldu?</p>
<p>İnsanlar, size para kazanamayacağınızı mı söyledi? Yoksa beceremeyeceğinizi mi?</p>
<p>Hangisi?</p>
<p>Sonra ne oldu?</p>
<p>Üniversiteye kapağı atmak ve iş aramak mı?</p>
<p>Ya da aslında hiç istemediğiniz bir alanı okudunuz ve hala o işi mi yapıyorsunuz?</p>
<p>Floransa’da Davud Peygamber’in heykelini gördüğümde 24 yaşındaydım ve içimden şöyle dedim…</p>
<p>“Vinci, onu tanıyormuş!”</p>
<p>İnsanları diğerinden ayıran en önemli şey; yaptığı şey.</p>
<p>Ve bu ancak tutkumuzu anlamakla oluyor bence…</p>
<p>Tutkunuz ne?</p>
<ul>
<li>Öğrenmek ve öğretmek?</li>
<li>Keşfetmek?</li>
<li>Yardım etmek?</li>
<li>Hizmet etmek?</li>
<li>Yaratmak?</li>
</ul>
<p>Bir düşünün şimdi;</p>
<p>Yaptığınız iş; tutkunuzu yaşamanızı sağlıyor mu?</p>
<p>2006’da CIPD isimli dünyanın en önemli insan kaynakları organizasyonunda Harvard Business School’un kurucularından Charles Handy’yi dinleme şansı bulan 74 ülkeden 7000 katılımcıdan biriydim…</p>
<p>Konuşmasını hipnotize olmuş bir biçimde dinledik. Ve tek soru aldılar:</p>
<p><strong>“Soru:</strong> Bugünkü aklınızla neyi farklı yapardınız?</p>
<p><strong>Cevap</strong>: 45 yılımı ne olmalıyım sorusunun cevabını arayarak geçirdim. Ben kimim sorusunu daha erken sorardım” dedi.</p>
<p>İşte tam da bu yüzden kritik soru: Ne olmak istediğimiz değil, kim olduğumuzla ilgili…</p>
<p>Ne dersiniz?</p>
<p><strong>Yazar: Başak Tecer</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önerilen Eğitimler:</strong> <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/nlp-ile-kisisel-liderlik/">NLP ile kişisel liderlik</a>, <a href="/egitimler/ik-ve-yonetim/satis-ve-performans-koclugu/">Satış ve performans koçluğu</a>, <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/ozmotivasyon/">özmotivasyon</a></p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/kucukken-ne-olmak-isterdiniz/">Küçükken ne olmak isterdiniz?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/kucukken-ne-olmak-isterdiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Hayır Diyemeyenlerden Misiniz?</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/hayir-diyemeyenlerden-misiniz/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/hayir-diyemeyenlerden-misiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 12:05:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[destek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[NLP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://basak.e-alora.com/?p=5961</guid>
				<description><![CDATA[<p>Hayır Diyemeyenlerden Misiniz? “Zamanının patronu olmak” isimli eğitimimde katılımcı arkadaşlardan sıkça duyduğum şey, yöneticim benden bir şey isteyince onu erteleyemem ki oluyor. Ona nasıl hayır diyebilirim ki? Hayır demeyi genel olarak bilmediğimizi düşünüyorum. Özellikle de söz konusu olan kişi yöneticimiz ya da çok sevdiğimiz bir kişi ise. Yanılıyor muyum? Siz de hayır deme konusunda sıkıntı&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/hayir-diyemeyenlerden-misiniz/">Hayır Diyemeyenlerden Misiniz?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayır Diyemeyenlerden Misiniz?</strong></p>
<p>“Zamanının patronu olmak” isimli eğitimimde katılımcı arkadaşlardan sıkça duyduğum şey, yöneticim benden bir şey isteyince onu erteleyemem ki oluyor. Ona nasıl hayır diyebilirim ki? Hayır demeyi genel olarak bilmediğimizi düşünüyorum. Özellikle de söz konusu olan kişi yöneticimiz ya da çok sevdiğimiz bir kişi ise. Yanılıyor muyum? Siz de hayır deme konusunda sıkıntı yaşıyorsanız bu yazım tam size göre.</p>
<p>Hayır demenize gerçekten neyin engel olduğuna bir göz atalım:</p>
<p><strong>İsteği mi yoksa kişiyi mi reddettiğinizi düşünüyorsunuz?</strong> Çoğunlukla kişiyi reddettiğimizi düşünürüz ki bu, bir yanılgıdır. Onu reddediyor olsaydık onunla iletişimi keserdik. Değil mi? O halde öncelikle bunu kabul etmekte fayda var. Zira kişiyi reddettiğimiz düşüncesi, ilişkilerimizin zedeleneceğine ya da biteceğine bizi inandırır ve bu yüzden gereksiz endişe duyarız. Bencil görünme korkusu da bilinçaltımızda pusuda yatıyor olabilir. Patronumuz ya da yöneticimizi kızdırmaktan korkuyor olabiliriz Yağmurun yağmasını engelleyemeyiz ama pekala şemsiye açmasını öğrenebiliriz. Belki de şemsiye kullanmayı bilmiyoruzdur.</p>
<p><strong>Evet demek değerlerinizle örtüşüyordur. </strong>Yardımlaşma ve paylaşım değeri yüksek kişiler, etraflarından gelen her türlü talebe cevap vermenin mutlaklığına da inanıyor olabilirler. 60 kişilik satış ekibini yöneten bir katılımcım bana aynen şunu söylemişti: “Benden raporu hazırlarken istediği yardıma nasıl kayıtsız kalırım?” Ben de ona aynen şunu sordum. “Bu davranışınızın ardındaki iyi niyetiniz, onlara yardım etmek. Doğru mu duyuyorum?” “Evet” dedi, “tam olarak bu.” “Peki acaba onlara sürekli balık vermek yerine balık tutmayı öğretseniz, bunun onların hayatına etkisi ne olur?” “Kesinlikle harika olu,” dedi. “Peki bunun için rapor nasıl hazırlanır konusunda kısa bir eğitim verseniz? Onlar çalışsalar ve sonra hâlâ yardıma ihtiyacı olan varsa size gelebilse?” Bunu yapmanın kendisine ve ekibine sağlayacağı fayda konusunda ikna oldu. Değerlerimizi başkalarına göstermenin daha akılcı yolları da olabilir.</p>
<p><strong>Evet dersek, iyilik meleği olacağımızı zannederiz</strong>. Bu tam bir safsatadır. Çünkü hayır dediğimizde de insanlara kötülük yapmış oluruz gibi çarpık bir eşleştirme yapmamıza sebep olur. Önemli olan neye evet, neye hayır diyeceğiniz konusunda emin olmanız ve söylediklerinizle yaptıklarınızın bir olmasıdır.</p>
<p><strong>Size hayır denmesinden hoşlanmıyor olabilirsiniz. </strong>Reddedilme duygusuyla başa çıkamıyorsunuz ve bu sizi kızdırıyor olabilir. Böyle bir durumda özel hayatınızdaki problemleri gözden geçirmeniz gerekebilir.</p>
<p>Hayır diyebilmek size ne sağlar?</p>
<ul>
<li>Yaşamınızın kontrolünü ele almanızı</li>
<li>Zamanınızı etkin kullanmanızı ve yönetmenizi</li>
<li>Özgüveninizin ve özsaygınızın gelişmesini</li>
<li>Başkalarının size ve önceliklerinize saygı duymasını</li>
<li>Açık ve şeffaf bir iletişim tarzınız olmasını</li>
<li>Başkalarının da bu konudaki gelişimine katkıda bulunmayı</li>
<li>Kendinizi daha rahat ve mutlu hissetmenizi</li>
</ul>
<p>O halde işte size hayır deme adımları:</p>
<p><strong>İsteği tanımlayın. </strong>Size gelen talebi duyduğunuzu net bir şekilde ifade edin.<strong> “</strong>Sevgili yöneticim, benden iki saat içerisinde bu raporu istediniz<strong>.”</strong></p>
<p><strong>Hayır deme sebebinizi (duygu ve ihtiyaçlarınızla) açıklayın.</strong></p>
<p>Talebi şimdi gerçekleştirmenizin sizin üzerinizde yaratacağı etkiyi ve gerekçenizi açıklamaktır. Örneğin, “Şu anda …. işe konsantre olmaya ihtiyacım var. Bu raporu yetiştirmeyi önceliğe almak beni strese sokacak ve yaptığım işi aksatacak. Bu durumda raporu da istediğiniz şekilde hazırlayamamak ve hata yapmaktan endişe ediyorum.”</p>
<p>Kesinlikle hayır demek ancak kişiliğimize aykırı bir durum olursa gereklidir. Örneğin, etik kurallara aykırı davranmayacağınız için kesinlikle hayır diyebilir ve bunun değerlerinizle örtüşmediğini belirtebilirsiniz.</p>
<p><strong>Öneri ya da seçenek sunun. </strong>İnsanlar genellikle kesinlikle hayır yanıtı duymaktan hoşlanmazlar. Bu kişi özellikle de yöneticiniz ise… Örneğimizden devam edecek olursak, bizden acil rapor isteyen yöneticimize:</p>
<p>Bu raporu daha titiz ve dikkatle hazırlamak için en az bir güne ihtiyacım var. Önerim bunu yarın saat 14.00’te hazır etmek.  Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederim diyebilirsiniz. Bizi her sabah birkaç saat süren toplantılarla esir eden yöneticime aynen şunu söylemiştim. Bu toplantıya katılmak ve satış toplantısına giderek ciroyu arttırmak gibi iki seçeneğim var. Siz hangisini yapmamı önerirsiniz? Yöneticim ne yanıt vermiş olabilir?</p>
<p>Zorlu yöneticiyle çalışmanın ne olduğu konusunda akıllara ziyan bir deneyimim olduğunu söyleyebilirim. Ancak hayır diyebilme becerisi kazanmanın; yöneticinizi yönetme, zamanınızın patronu olma, başkalarını geliştirme ve özgüven kazanmanızdaki katkısını göz ardı etmek de mümkün değil.</p>
<p>Kişisel gelişimin bazen küçücük adımlarla başladığını söyleyebilirim. Hayır deme becerisini gerçekten kazanmak istiyorsanız naçizane önerim, buna kendinizi en yakın hissettiğiniz kişilere hayır demekle başlamanız ve kilometre yapmanız. Aynı araba kullanmayı öğrenmek gibi. Direksiyona geçin ve yolculuğa başlayın. Empati dediğimiz yolda arkadaşınızı da yanınıza almayı unutmayın. O, size kırmızı ışığın nerede olduğunu söyleyecek.</p>
<p><strong>Yazar: Başak Tecer / Harvard Business Review Türkiye</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önerilen Eğitimler: </strong><a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/duygusal-zeka/">Duygusal Zeka</a>, <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/nlp-ile-kisisel-liderlik/">NLP ile Kişisel Liderlik</a>, <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/zamaninin-patronu-olma/">Zamanının Patronu Olmak</a></p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/hayir-diyemeyenlerden-misiniz/">Hayır Diyemeyenlerden Misiniz?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/hayir-diyemeyenlerden-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Ben bunu yapamam(mı)?</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/ben-bunu-yapamammi/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/ben-bunu-yapamammi/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 11:58:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[destek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[NLP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://basak.e-alora.com/?p=5959</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ben bunu yapamam(mı)? Yaşadığımız deneyimler, beynimizde sürekli olarak algı filtreleri oluşturuyor. Her deneyim, beyin denilen bilgisayarımıza kaydedilirken üç temel süzgeçten geçiyor. “Korku, beklenti, tecrübe” Bu süzgeçler hem bizi yaşamın tehlikelerinden koruyor hem de yeni deneyimleri yaşamamızı engelliyor. Kaza yaptıktan sonra bir daha araba kullanamamak, acı veren sonuçlar yaşanmış bir ilişkiden sonra yeni bir ilişkiye girememek&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/ben-bunu-yapamammi/">Ben bunu yapamam(mı)?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ben bunu yapamam(mı)? </strong></p>
<p>Yaşadığımız deneyimler, beynimizde sürekli olarak algı filtreleri oluşturuyor. Her deneyim, beyin denilen bilgisayarımıza kaydedilirken üç temel süzgeçten geçiyor.</p>
<p><strong>“Korku, beklenti, tecrübe”</strong></p>
<p>Bu süzgeçler hem bizi yaşamın tehlikelerinden koruyor hem de yeni deneyimleri yaşamamızı engelliyor.</p>
<p>Kaza yaptıktan sonra bir daha araba kullanamamak, acı veren sonuçlar yaşanmış bir ilişkiden sonra yeni bir ilişkiye girememek ya da hayal kırıklığı ile bitmiş bir ortaklık sonrası tek başına çalışmaya karar vermek gibi…</p>
<p>Ve biz, bir daha benzeri bir olayla karşılaştığımızda beynimiz uyarıyor:</p>
<p><strong>“Dikkat! Tehlike var. “</strong></p>
<p>Bizi korumak için programlanmış bu uyarı sistemi de, çoğu zaman yeni deneyimleri yaşamamıza engel oluyor maalesef.</p>
<p>Sanırım, istemediğimiz ve mutsuz olduğumuz halde aynı işte, aynı eşle, aynı ortamda kalmamız da bu yüzden….</p>
<p>Oysa, bilgisayarımıza her gün kullandığımız programlarla ilgili;</p>
<p><strong>“Bu programın bir üst versiyonu çıktı. Şimdi yüklemek ister misiniz?</strong> “Mesajına çoğunlukla <strong>“evet”</strong> yanıtı vermek için çekinmiyoruz.</p>
<p>Bilgisayar programcıları bu üst versiyonları neye göre hazırlıyorlar sizce?</p>
<p>Öncekinde eksik ve hataları gördükleri ve kullanıcı tarafından daha faydalı olması için değil mi?</p>
<p>Ama biz, nedense eski versiyon programlarımızla hayatımızı devam ettiriyor ve ilahi bir güçle hayatımızın değişmesini bekliyoruz.</p>
<p>Oysa,</p>
<p><strong>“Aynı şeyi yapıp, farklı sonuçlar beklemek; deliliktir” demiş.</strong></p>
<p><strong>EINSTEIN</strong></p>
<p>Kendi işimi yapmak üzere Sabah Gazetesi’ndeki sözde güvenli alandan yeni ayrıldığım dönemde eskiden tanıdığım bir arkadaşım beni aradı.</p>
<p>– Hayırlı olsun Başak!</p>
<p>-Teşekkür ederim.</p>
<p>– Eğitmenlik işine girmişsin.</p>
<p>– Evet. Uzun zamandır hayalini kuruyordum biliyorsun.</p>
<p>– Biliyorum da. Ben bu işi denedim. Olmuyor. Bir süre bak. Nasıl olsa dönersin maaşlı işe..</p>
<p>Bazen bana insanlar, birbiriyle sürekli konuşarak virüs gönderen bilgisayarlar gibi geliyor.</p>
<p>Benim programım bu, seninki de bu olmalı. Yoksa çalışmasın!</p>
<p>Yeni bir deneyim için adım attığınızda, insanların beyinleri otomatik olarak kendi deneyimlerine dönüyor ve akıl veriyorlar size.</p>
<p>Oysa, herkes kendi programını yazıyor.</p>
<p>Bilinçaltımıza her gün 4 milyar bit sinyal geliyormuş. Bilinçli beynimiz ise sadece 2000 bit sinyalin farkına varıyormuş. Bir insanın beyninden, günde 60.000 düşünce geçiyormuş.</p>
<p>Düşüncelerimizi, duygularla kodlama eğilimimiz oldukça yüksek. Zira nöronlarımızı besleyen en önemli gıda: <strong>DUYGULARIMIZ<br />
</strong>Hangi duyguyu beslersek, o konuda oluşmuş olan nörolojik yolumuz daha fazla çalışmaya başlıyor.Bu kaslar için de geçerli.</p>
<p>Neden bazı insanlar çok komik ya da çok kötümser?</p>
<p>Duygular, inanç sistemimizin oluşmasındaki en önemli etken.</p>
<p><strong>“Canımız yandığından bir daha elimizi ateşe sokmuyoruz”</strong></p>
<p>Hatta,</p>
<p><strong>“ Ben, elimi ateşe sokamam. Zira canım yanar” </strong>diyecek kadar Aristo mantığıyla çalışan bir beynimiz var.</p>
<p>Şimdi soruyorum size;</p>
<p><strong>Ben bunu yapamam</strong> dediğiniz herhangi bir şey için :</p>
<p><strong>Sen</strong> mi yapamazsın?</p>
<p><strong>Neyi </strong>yapamazsın?</p>
<p><strong>Beceremez </strong>misin?</p>
<p>Yoksa yapacağına mı <strong>inanmıyorsun?</strong></p>
<p><strong>Yazar: Başak Tecer</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önerilen Eğitimler:</strong> <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/ozmotivasyon/">özmotivasyon</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/duygusal-zeka/">duygusal zeka</a>, <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/nlp-ile-kisisel-liderlik/">NLP ile kişisel liderlik</a></p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/ben-bunu-yapamammi/">Ben bunu yapamam(mı)?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/ben-bunu-yapamammi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Zamanınızın Patronu Musunuz?</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/zamaninizin-patronu-musunuz/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/zamaninizin-patronu-musunuz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 11:55:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[destek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[planlama]]></category>
		<category><![CDATA[zaman yönetimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://basak.e-alora.com/?p=5954</guid>
				<description><![CDATA[<p>Zamanınızın Patronu Musunuz? Ne kadar iddialı bir cümle değil mi? Zaman yönetimi eğitimi, profesyonellerin en çok aldığı eğitimlerden biridir. Ve eğitim esnasında “Hımm, şimdi anladım. Bundan sonra böyle yapacağım” denilerek sınıftan çıkılıp, hayatın karmaşasına geri dönülür genellikle. Oysa zamanı yönetebilmek için öncelikle zaman algımızı saptamak gereklidir. Zamanla ilgili birkaç varsayımdan bahsederek başlamak istiyorum. Kitap okumaya&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/zamaninizin-patronu-musunuz/">Zamanınızın Patronu Musunuz?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zamanınızın Patronu Musunuz?</strong></p>
<p>Ne kadar iddialı bir cümle değil mi? Zaman yönetimi eğitimi, profesyonellerin en çok aldığı eğitimlerden biridir. Ve eğitim esnasında “Hımm, şimdi anladım. Bundan sonra böyle yapacağım” denilerek sınıftan çıkılıp, hayatın karmaşasına geri dönülür genellikle.</p>
<p>Oysa zamanı yönetebilmek için öncelikle zaman algımızı saptamak gereklidir. Zamanla ilgili birkaç varsayımdan bahsederek başlamak istiyorum.</p>
<p><em>Kitap okumaya vaktim olmuyor. Varsayım: Zaman bir emtiadır.</em></p>
<p><em>Koçluk yapmak için zaman yaratamam. Varsayım: Zaman üretilen bir şeydir.</em></p>
<p><em>Hiçbir zaman yeterli vakit bulamıyorum. Varsayım: Zamanı arıyoruz!</em></p>
<p><em>Bu zaman aşımına uğradı. Zaman, zamanını yönetemedi!</em></p>
<p><em>Zamansız oldu bu! Varsayım: Zaman düşüncesizlik etti!</em></p>
<p>Böyle okuyunca size de komik gelmiyor mu? Sanki biz değil de, zaman bizim patronumuz gibi.</p>
<p>Oysa zaman, beyinde bir algıdır. Kızımla konuşurken, “Anne, ne zaman işin bitecek”? diye sorduğunda, “Yarım saat sonra” dedim. “Ooo daha çok var,” dedi. Güldüm tabi. Zira benim için biraz sonra idi bu zaman birimi. Peki zaman algısı nedir? NLP’de beynimizde zaman algımız;  meta programımız olarak tanımlanmış. İnsanlar;  iki filtreden birini kullanıyor zamanı algılarken.</p>
<ul>
<li><em>Time-in</em> : Zamanı olduğu an içinde algılayanlar</li>
<li><em>Through time</em>: Geleceğe yönelik algılayanlar diyebiliriz. Ve bu filtreler; bir algı olduğundan zamanla veya zaman üzerinde çalışılarak değiştirilebiliyor.</li>
</ul>
<p>NLP çalışmaları esnasında yapılan araştırmalarda,  özellikle Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinde  bugüne ve an’a odaklı olunduğu; Kuzey Avrupa ülkelerinde ise, algının genellikle geleceğe odaklı olduğu tespit edilmiş. Avrupa ülkeleriyle iş yapan firmalar gayet iyi bilirler ki onlarla çalışmaya başladığınızda gelecek 5 veya 10 yıllık hedeflerinizi sorarlar. Bu genelde bizi şaşırtan bir şeydir. Oysa onların zamanın patronu olması konusunda bize çok önemli bir ipucu verir.</p>
<p>Zira zamanını iyi yöneten toplumlar, geleceğe dair hedeflerini net bir şekilde ortaya koymuşlardır. İçinizden “Eh çok normal biz ancak kalkınıyoruz, bu yüzden günü kurtarmak zorundayız” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Eğitimlerde söylediğim bir cümle vardır. Hep günü kurtardığımız için, o gün hep bugün zaten.</p>
<p>Firmanızın ya da bir profesyonel olarak sizin, kaç yıllık hedefleriniz var? Mesela 10 yıl sonra nerede, ne iş yapmayı hedefliyorsunuz? Ve bunu nasıl yapacaksınız? Peki 20 yıl sonra desem? Bu soruyu sorduklarım, “Yarına çıkacak mıyız? Onu bile bilmiyorum ben” diye cevap veriyor. Ne komik, kim bilebilir ki?</p>
<p>Hedefler belirleyebilmemiz tutkularımızı, hayat amacımızı bilmemizle ilgili. Bir nevi varlık sebebimiz. Uzun vadeli hedeflerimizi, değer ve tutkularımızla örtüştürmezsek, bunları gerçekleştirmek için de zaman ayırmayız.</p>
<p>Zamanının patronu olmak,  sondan başa giden bir yoldur. En son varmak istediğiniz noktadan geriye dönerek başlanır.</p>
<p>Size bu konuda inanılmaz pratik ve faydalı bir rehber niteliğinde olan bir kitap önermek istiyorum. Harvard Business Cep kitapları serisinden Zaman Yönetimi el kitabı. Zamanın matematiğini yapmayı öğretiyor. İyi diyetisyenler,  “Bu hafta yediklerini bana yaz ve getir” diye işe başlarlar. Aslında bu kitapta da aynı mantıktan bahsediyor. Zamanınızı hedef bağlantılı kategorilere ayırın diyor. Ve bir hafta içinde, bu hedefe varmak için ne kadar zaman ayırdığınızı belirleyin. Bu konuda kendimden örnek vermek istiyorum. 2006 yılında Sabah Gazetesi İnsan Kaynakları Eki’nin Genel Müdür Yardımcısı olduğumda hedefim,  2011 yılında işten ayrılıp, kendi eğitim ve danışmanlık şirketimi kurmaktı. Yönetici olarak sorumluluklarım ağırdı ve medyada hızla akan hayatın içinde birçok işi de aynı anda takip etmek zorundaydım. Bu işleri,  satış, müşteri ilişkileri, idari görevler, ekip yönetimi ve stratejik planlama gibi kategorilere ayırdım. İşlerden hangilerini tek başıma yapmam gerektiğini, hangilerini başkalarıyla birlikte yapabileceğimi ve nelere ihtiyacım olduğunu belirledim. Büyük hedefimi yıllık,  rutin işlerimi ise aylık hedeflere böldüm. Sıra planlama yapmaya gelmişti. Tüm bunlara yaklaşık ne kadar zaman ayırdığımı tespit ederek bir iş planı formu hazırladım.</p>
<ul>
<li>Yapılacak iş/onunla bağlantılı diğer işler</li>
<li>Başlangıç ve bitiş tarihi</li>
<li>Sorumlu kişiler</li>
<li>Gerekli kaynaklar</li>
</ul>
<p>Bu plana diyet yapan biri gibi sıkı bir şekilde uydum ve ekibimle de el sıkıştık. Bizim ekipte mesaiye kalmak takdir edilmez, tam tersi ayıplanırdı. Ve böyle bir durum oluyorsa, planlamamızı gözden geçirirdik.</p>
<p>Stratejik planlamalarım içinde hem kendi hedeflerim, hem de kurumun hedeflerine yönelik işler yer alıyordu. Gerekli pazarlama faaliyetleri, insan kaynağının gelişimi, uzmanlaşmak için gerekli becerileri edinmem, eğitim sektörüne girebilmek için yapmam gerekenler, eğitim vermeye başlamam vb.</p>
<p>5 yıl sonra kendi işimi kurduğumda bana herkes çok şanslısın demişti. Şans mı? 2020 yılında hedefim ise, çocuklar için bir vakıf kurmak. Bunun için planlamamı yaptım ve uyguluyorum. Bu hedefi gerçekleştireceğime eminim. Çünkü bu, benim öğrenmek ve öğretmek, yardım etmek, paylaşmak ve gelişmek gibi değer ve tutkularımla örtüşüyor.</p>
<p>Zamanınızın patronu olmak için:</p>
<ul>
<li>Önceliklerinizi doğru belirleyin. Bu öncelikleri belirleyen şey, tutku ve hayat amacınızı bulmaktan geçer.</li>
<li>Koyduğunuz hedefin;  değerlerinizle örtüşüp örtüşmediğine dikkat edin.</li>
<li>Planlayın, uygulayın ve gerektiğinde bu planı revize edin.</li>
<li>İşlerinizi yarım bırakmayın ve ertelemeyin.</li>
<li>Erken kalkın ve erken yatın.</li>
<li>Tatil yapın ve eğlenin.</li>
<li>Hayır demeyi öğrenin ve deyin.</li>
</ul>
<p>Yazımı büyük usta Charles Darwin’in sözleriyle bitirmek istiyorum: “ Hayatının bir saatini bile boşa harcayan biri, yaşamın değerini fark etmemiş demektir.”</p>
<p><strong>Yazar: Başak Tecer / Harvard Business Review Türkiye</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önerilen Eğitimler:</strong> <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/zamaninin-patronu-olma/">Zamanının patronu olmak</a>, <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/nlp-ile-kisisel-liderlik/">NLP ile kişisel liderlik</a></p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/zamaninizin-patronu-musunuz/">Zamanınızın Patronu Musunuz?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/zamaninizin-patronu-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Ruh Halinizi Nasıl Yönetebilirsiniz?</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/ruh-halinizi-nasil-yonetebilirsiniz/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/ruh-halinizi-nasil-yonetebilirsiniz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 11:52:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[destek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[NLP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://basak.e-alora.com/?p=5952</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ruh Halinizi Nasıl Yönetebilirsiniz? Ruh hali, kişinin yaşam performansını birebir etkileyen unsurlardan biridir. Yapılan araştırmalar, ruh halini etkin bir şekilde yönetebilenlerin iş hayatında daha başarılı olduklarını da ortaya koyuyor. Ruh halini yönetebilme becerisi aynı zamanda, iç motivasyonumuzu korumamız ve daha mutlu bir iş yaşamı sürdürebilmemizde de büyük etken. Peki, nedir bu ruh hali denilen şey?&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/ruh-halinizi-nasil-yonetebilirsiniz/">Ruh Halinizi Nasıl Yönetebilirsiniz?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ruh Halinizi Nasıl Yönetebilirsiniz?</strong></p>
<p>Ruh hali, kişinin yaşam performansını birebir etkileyen unsurlardan biridir. Yapılan araştırmalar, ruh halini etkin bir şekilde yönetebilenlerin iş hayatında daha başarılı olduklarını da ortaya koyuyor. Ruh halini yönetebilme becerisi aynı zamanda, iç motivasyonumuzu korumamız ve daha mutlu bir iş yaşamı sürdürebilmemizde de büyük etken.</p>
<p>Peki, nedir bu ruh hali denilen şey? Öncelikle duygu ile ruh hali arasındaki farkı anlamamız gerekiyor. Duygular; genel olarak fizyolojik ve bilişsel öğelere sahip ve davranışı etkilemeye dair duyumlardır. Çabuk oluşur ve çabuk yok olurlar. Örneğin;  gergin geçen bir toplantıda konuşulanlar esnasında aklımızdan geçen düşüncelerin eşliğinde hızla; öfke, hayal kırıklığı, üzüntü ve/veya şaşkınlık duygularını art arda yaşayabiliriz. Ruh hali ise; yaygın, uzun süreli olan ve belirginleşmesi halinde kişinin davranışlarını ve dünyayı algılayış biçimini önemli ölçüde etkileyen duyguların bileşimidir. Hangi duyguları sıkça yaşıyorsak onun getirdiği ruh haline bürünürüz. Mesela öfke duymayı bir alışkanlık haline getirmişsek,  sinirli; mizah duygusunu sıkça yaşıyorsak,  neşeli ruh haline sahip olma ihtimalimiz yüksektir.</p>
<p>Ruh halinin çıkış noktası duygular olduğuna göre, olumsuz duyguların olumsuz ruh haline sebep olduğu bir gerçektir. Olumsuz duygular ise bize kendimizi kötü hissettiren kin, nefret, iğrenme, kıskançlık gibi güçlü duygulardır.</p>
<p>Ruh halimizi yönetmede en önemli faktörlerden biri, duyguların bulaşıcı olduğunu fark etmektir. İşe harika bir enerji ile gelip, sürekli gergin bir ruh hali içinde yaşayan yöneticimizle yaptığımız toplantı sonrası, kendimi ne denli kötü hissettiğimi hatırlıyorum. Bir süre sonra, kendimi bu tacizden korumak için mümkün olduğu kadar ofis dışında toplantılar ayarlamış ve ondan uzak kaldığımda da, kendimi daha iyi hissetmiştim.</p>
<p>Duygular, alışkanlık yapar. Eğitimlerimde “Duygusal biri misiniz? “ diye sorduğumda genelde kadınlar ellerini kaldırır ve “ Ya evet ben çok duygusal biriyim” derler. Sonra sorarım. Peki hangi duygunun duygusalısınız? Beynimiz  öğrenmede olduğu gibi, bir duyguyu yaşadığında;  bir nöron zinciri oluşturur ve biz farkında olmadan bu duygunun bağımlısı haline geliriz. Bazı insanların acı ve üzüntüyle beslenmesi ya da kahkaha atmadan duramayan insanlar gibi. Bu durumda, hangi duygunun duygusalı olduğumuz önem kazanıyor. İşimize yarayan ve yaramayan duyguların farkına varmak;  ruh halimizi yönetmede çıkış noktamızı oluşturuyor. İş yerinde canımızı sıkan bir olayın ardından, iş arkadaşlarımızla yaptığımız sohbet bizi rahatlatıyor gibi gözükse de;  çoğunlukla aynı olumsuz duyguları tekrar tekrar yaşamamıza sebep olmaktan başka bir işe yaramazlar.  Kendimizi kötü hissettiğimizde açacağımız tempolu bir şarkı ya da yaşanan olaya mizahi bir bakış açısı geliştirmek bile, ruh halimizi hızla değiştirecektir.</p>
<p>Ruh halimizi değiştirmede etkili olabilecek birkaç yöntem aşağıdaki gibi:</p>
<p><strong>Resmi yeniden çerçeveleme.</strong> Olaylara anlam veren, onları yorumlama şeklimizdir.  Yirmi beş yılı tamamladığım profesyonel hayatımda, oldukça zorlu yöneticilerle çalıştığımı söyleyebilirim. Ama tüm bu zorlukların içerisinde kendime hep şunu söylemişimdir. Bu bana ne öğretiyor? Bendeki hangi becerileri geliştiriyor? İyi ki diyebileceğim neye sahibim? Yaşanan zorlukları bir öğrenme ve gelişme fırsatı olarak görebilme becerisi;  ruh halimizi yönetmemizdeki en önemli anahtarlardan biri. Bir yıl Güney Afrika’da yaşadıktan sonra, oradaki şirket iflas edince ülkeme dönmüştüm. Döndüğümün ilk ayında, ülkede devalüasyon oldu ve delice bir kriz başladı. İş bulmam neredeyse olanaksız gibi gözüküyordu. Sabah evden çıktığımdaki dolar kuru, öğleden sonra eve girdiğimde iki katına çıkmıştı ve Kemal Derviş televizyonda ekonomiyle ilgili açıklama yapıyordu. Kanalı değiştirdim ve National Geographic’i açtım. Mutfağa gittim. Kendime bir kahve yaptım ve salona geri döndüğümde ekranda şu vardı. Everest’e tırmanan adama sormuşlar. Neden tırmandın? Cevabı: Çünkü orada duruyordu. Bu cümle sonrasında kendime aynen şunu söyledim. Sakin ol. İş bulmak için birçok tecrübe ve bilgiye sahipsin ki  kriz dönemlerinde en çok iyi satışçılara ihtiyaç olur. Cebindeki döviz,  iki katı değere ulaştı, borcun yok ve kendi evinde oturuyorsun. Ayrıca işsiz kalma riskin sıfır, zira hâlihazırda işsizsin. Yaptığım şey aslında, yaşadığım olayı sorun çerçevesinden çıkartmaktı. Daha sonra da hızla nasıl bir iş istediğime odaklandım ve iki ay sonra istediğim işi bulmuştum. Zorluklar ve problemler karşısında probleme değil, seçeneklere odaklanabilmek;  ruh halimizi hızla olumlu yönde değiştirir.</p>
<p><strong>Resmi büyütme veya küçültme.</strong>  Bazen farkında olmadan, dünyaya sadece bulunduğumuz yerden ve koşullardan bakarız. Çalıştığımız departman;  satış ya da müşteri ilişkileri ise  en zor işi biz yapıyoruz gibidir. Ya da şirkette çalışma koşullarındaki değişiklikleri anlamaz ve buna karşı öfke duyabiliriz. Masraflar kısılır mesela, sinirleniriz. Oysa ülkede ekonomik bir sıkıntı vardır. Ve patronumuz, öngörülü davranarak önlem alıyordur. Veya şirket içinde yaşanan bir birleşme sürecinde, herkes olumsuz konuşmaya başlamıştır ve biz de bunların etkisi altında kalırız kolayca. Böyle durumlarda yapmamız gereken,  yaşadığımız resmi büyütmek ya da gerekirse küçültmektir. 2011 yılında çalıştığım medya grubunda yaşanan sözde yeniden yapılanma operasyonun, yönetimin el değiştirmesi olduğunu ve aslında bunun nedeninin,  politik unsurlar olduğunu görüyordum. Bu nedenle, yaşanan görev ve unvan değişikliklerini de pek yadırgamadım.  Büyük resimde yaşanan,  bu politik ortamın yansımalarıydı sadece. Ancak, kendi resmimde yani, kendi ihtiyaç ve koşullarımda ne yapabileceğime odaklandım. Ve bu sayede kaostan istediklerimi elde ederek ve ruh halimi koruyarak çıkmayı başardım.</p>
<p>Olayları kolaylıkla abartma ve felaket haline getirme alışkanlığınız var ise, resmi büyütmek  yaşadıklarınıza yeni bir anlam yüklemenizi sağlayacaktır. Aynı zamanda bulunduğunuz ortamda yaşananlar moralinizi bozuyorsa, kendi pozitif ortamınızı yaratabilirsiniz.</p>
<p>Zira yağmurun yağmasını engelleyemeyiz ama bir şemsiye açabiliriz.</p>
<p>Ayrıca sürekli siyah giymeye, hep aynı yoldan işe gitmeye ve her şeyin de mükemmel olmasına filan gerek yok.</p>
<p>Mutluluk da olmak değil, yapmaktır.</p>
<p>Gerçekten istersek tabi.</p>
<p><strong>Yazar: Başak Tecer / Harvard Business Review Türkiye </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önerilen Eğitimler:</strong> <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/ozmotivasyon/">özmotivasyon</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/duygusal-zeka/">duygusal zeka</a>, <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/nlp-ile-kisisel-liderlik/">NLP ile kişisel liderlik</a></p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/ruh-halinizi-nasil-yonetebilirsiniz/">Ruh Halinizi Nasıl Yönetebilirsiniz?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/ruh-halinizi-nasil-yonetebilirsiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Ununuzu Eleyip Eleğinizi Asmadıydıysanız</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/ununuzu-eleyip-eleginizi-asmadiydiysaniz/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/ununuzu-eleyip-eleginizi-asmadiydiysaniz/#respond</comments>
				<pubDate>Thu, 29 Dec 2016 11:51:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[destek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Performans]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://basak.e-alora.com/?p=5950</guid>
				<description><![CDATA[<p>Ununuzu Eleyip Eleğinizi Asmadıydıysanız Emeklilik, çalışanların en büyük hayallerinden biridir. Yanılıyor muyum? Yıllarca iş hayatında delice çalışmış ve yorulmuş bir kişinin en çok ihtiyacı olan şey; artık bir durmak ve dinlenmektir. Bu kişiler, bu saatten sonra da, kendi geçimini sağlamasına yardımcı olacak düzenli bir gelire ihtiyaç duyarlar. Bu yazıyı yazmama ilham veren şey; yaşları altmış&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/ununuzu-eleyip-eleginizi-asmadiydiysaniz/">Ununuzu Eleyip Eleğinizi Asmadıydıysanız</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ununuzu Eleyip Eleğinizi Asmadıydıysanız</strong></p>
<p>Emeklilik, çalışanların en büyük hayallerinden biridir. Yanılıyor muyum? Yıllarca iş hayatında delice çalışmış ve yorulmuş bir kişinin en çok ihtiyacı olan şey; artık bir durmak ve dinlenmektir. Bu kişiler, bu saatten sonra da, kendi geçimini sağlamasına yardımcı olacak düzenli bir gelire ihtiyaç duyarlar.</p>
<p>Bu yazıyı yazmama ilham veren şey; yaşları altmış ve üstü olan kişilere karşı toplumun bakış açısı aslında. Trafikte veya yaşamın içerisinde herhangi bir platformda onları gördüğümüzde yavaş, fazla temkinli veya bazı konularda muhafazakâr bulmadığımızı kim söyleyebilir? Oysa yeni emeklilik yasası nedeniyle emeklilik yaşı neredeyse altmış beşi buldu. İş başvurularında ise kırk yaşı bile yaşlı bulan bir ülkede yaşamıyor muyuz? Peki bu durumda bu yeni yasayla bu yaş grubu nasıl iş bulacak ve nasıl emekli olacak? Bana biriniz izah edebilir misiniz?</p>
<p>Öncelikle bence bu, iş dünyasının yaşla gelen tecrübeye göstereceği saygıyla başlamalı. Bu kişileri eski kafalı yerine oldukça tecrübeli diye adlandırmamızla ilgili. Her yaş kesiminde olduğu gibi ileri yaş kesiminde de kendi yaşam tarzına sıkı sıkıya bağlı ve değişimi reddeden kişiler var. Yanılıyor muyum? Ancak bu kişilerin de söylem ve düşüncelerinde müthiş bilgelikler olduğuna inanıyorum. Mesela bir danışmanlık projesi için görüştüğüm bir gemicilik şirketinin sahibi beyefendi bana toplantıda döndü ve aynen şunu söyledi: “Sevgili Başak Hanım, hiyerarşi hayatın ta kendisidir. Siz kabul etseniz de etmeseniz de…” Bu cümleyi günlerce düşündükten sonra hayata dair ne denli doğruluk payı olduğunu anladım. Ununu elemek bence büyük laf. Zira iş ya da özel hayat kevgirinden tecrübelerini geçiren kişiler, şirketlerin yönetim kurulunda mutlaka bulunmalı. Dünyada hâlâ aile şirketi olarak kalan ve başarı hikâyeleri yazan kurumların sırrı da bu. ‘’Aile şirketleri nasıl kurumsallaşır’’ tarzındaki eğitim ve danışmanlık işlerine de pek gülerim. Bu bana her zaman başkasının aklıyla üstümüze elbise dikmek gibi gelir. Zira bazı kurumları güçlü kılan aslında babalarından gelen öğretilerdir. Onların değerleri ve tecrübeleri üzerine kurulan ve devam eden kurumlar bazen kurumsallaşma adına değerlerine ‘’yabancılaşan’’ şirketlerden çok daha uzun yıllar ayakta kalırlar.</p>
<p>Yaklaşık on beş yıl çalıştığım süre boyunca Sabah Gazetesi’nde bizim bazı ağabeylerimizin ve ablalarımızın neden var olduğunu yıllar sonra daha iyi anladım. Onlar istedikleri zaman işe gelirler ve ihtiyaç duyduğumuzda kurdukları bir cümle ile bize bambaşka ve sıra dışı bir yol haritası sunarlardı. Onlar basında duayenlerdi. Birçok kriz ve değişim görmüşlerdi. Patronlarımız kritik ve stratejik bir durum söz konusu olduğunda onları üst yönetim toplantısına çağırır ve onlardan akıl alırdı.</p>
<p>Bugün eğer bir şirket yönetiyorsanız, bence mutlaka ve mutlaka yaşı ileri, tecrübeli ve bilge kişilere yönetimde yer verin. Mesele bu kişilerin yeterince iyi bilgisayar kullanmaları falan değil. Ayrıca ne iş yaparsanız yapın, yaşı daha olgun kişiler iş yaşamının her safhasında işe farklı bakış açısı getirecekler. Emin olun. Kaldı ki emeklilik sistemi, siz işverenlerin çalışanlarınızı uzunca yıllar istihdam etmek zorunda olduğunuzu satır aralarında zaten söylemiyor mu?</p>
<p>‘’Y Jenerasyonu Ne İster’’ tartışmalarının arasında yeni bir cümle kuruyorum. Adı ne olursa olsun, yaşları altmış ve üstünde olan, son derece tecrübeli ve bilgili ya da enerjisi yerinde bir kesim var. Bu kesimi iş dünyasında nasıl görebiliriz diye düşünmeye başlayın lütfen sevgili patronlar. Zira bu saatten sonra herkes emekli olmak için bu yaşa kadar çalışmak zorunda.</p>
<p>Ununuzu elemiş ama eleğinizi henüz asmadıysanız size de birkaç cümlem var:</p>
<p>Lütfen iş hayatında var olmaktan vazgeçmeyin. Önemli olan bir yerde maaşlı çalışmakla ilgili değil &#8211; ki siz onu yıllarca yaptınız zaten &#8211; çiçek yetiştirmeniz veya torun bakmanızın dışında iş hayatıyla ilgili kıymetli konularda da sizin görüş ve deneyimlerinize ihtiyacımız var. Bizi bu konuda zorlayın. ‘’Ben de varım hayata!‘’ deyin.</p>
<p>Sözlerimi yıllar önce dünyanın en büyük insan kaynakları konferansı olan <a href="http://www.cipd.co.uk/">CPID</a>’de katıldığım bir seminerde dinleme fırsatı bulduğum ve dünyanın en büyük düşünürlerinden biri olarak kabul edilen hocamız Charles Handy’nin ağzından duyduğum cümlelerle bitireceğim. Dinlediğimde 76 yaşındaydı ve O’nu dinlemek için dünyanın 74 ülkesinden gelen 7000 kişi oradaydı.</p>
<p>Hintli bir iş adamı ona aynen şunu sordu: “Sayın Handy, bugünkü aklınızla neyi farklı yapardınız?”</p>
<p>Yüzüne küçük bir gülümseme yayıldı ve büyük bir sükûnetle benim ayaklarımı yerden kesen aynen şu cevabı verdi: “ Kırk beş yılımı ‘’Ben kim olmalıyım?” sorusunun cevabını arayarak geçirdim. ‘’Ben kimim?’’ sorusunu daha erken sorardım.”</p>
<p>Şimdi size soruyorum. Hangi enerji ve yaş sizi buraya getirir?</p>
<p>İşte tam da bu yüzden; ununuzu elemiş ama eleğinizi henüz asmadıysanız, sizlere iş dünyasında ve yaşamda çok ihtiyaç var.Bizlerin de bu deneyimi duymaya ve cebimize koymaya.</p>
<p>Bu da ancak sizlerin deneyimlerini, bizlerin heyecanlarıyla birleştirme kabiliyetimizde saklı.</p>
<p>Yanılıyor muyum hocam?</p>
<p><strong>Yazar: Başak Tecer / Harvard Business Review Türkiye</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önerilen Eğitimler: </strong><a href="/egitimler/kisisel-gelisim/nlp-ile-kisisel-liderlik/">NLP ile kişisel liderlik</a></p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/ununuzu-eleyip-eleginizi-asmadiydiysaniz/">Ununuzu Eleyip Eleğinizi Asmadıydıysanız</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/ununuzu-eleyip-eleginizi-asmadiydiysaniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Doğru Söyleyeni Neden Dokuz Köyden Kovarlar?</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/dogru-soyleyeni-neden-dokuz-koyden-kovarlar/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/dogru-soyleyeni-neden-dokuz-koyden-kovarlar/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Dec 2016 14:56:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[destek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[iletişim ve İkna]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[geribildirim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://basak.e-alora.com/?p=5857</guid>
				<description><![CDATA[<p>Doğru Söyleyeni Neden Dokuz Köyden Kovarlar? TV 8’de yayınlanan Survivor Yarışması’nı seyrediyor musunuz? Sanırım eğitmen alışkanlığıyla ben yarışma programlarına bayılırım. Zira yarışmalar, insanların bilinçaltı mekanizmalarını, korkularını ve içgüdülerini gözlemlemek için büyük fırsatlar sunar. Yalan söyleyenleri nasıl anlarız diye sormuştu danışmanlık yaptığım bir firmada patron. Çok zor dedim. Ama insanlar neden yalan söylerler tanımlayabilirim. Bu bir buzdağı gibidir&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/dogru-soyleyeni-neden-dokuz-koyden-kovarlar/">Doğru Söyleyeni Neden Dokuz Köyden Kovarlar?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğru Söyleyeni Neden Dokuz Köyden Kovarlar?</strong></p>
<p>TV 8’de yayınlanan <a href="http://www.acunn.com/survivor">Survivor Yarışması’nı</a> seyrediyor musunuz? Sanırım eğitmen alışkanlığıyla ben yarışma programlarına bayılırım. Zira yarışmalar, insanların bilinçaltı mekanizmalarını, korkularını ve içgüdülerini gözlemlemek için büyük fırsatlar sunar.</p>
<p>Yalan söyleyenleri nasıl anlarız diye sormuştu danışmanlık yaptığım bir firmada patron. Çok zor dedim. Ama insanlar neden yalan söylerler tanımlayabilirim.</p>
<p>Bu bir buzdağı gibidir bence. Altında korkular, özgüven eksikliği, kaygı ve endişeler, insani güdülerimiz saklıdır. Survivor Yarışması menşei Amerika olan ve Acun Ilıcalı tarafından Türkiye’ye uyarlanan sıra dışı bir yarışma. Zor koşullar altında hepimizin nasıl da farklı davranışlar gösterebileceğine iyi bir örnek.</p>
<p>Bu yarışmada;  doğru söylemekle, patavatsız davranmak arasındaki farkı net bir şekilde gözlemlediğim için yazıma konu ettim. Ve Doğrucu Davut olmanın prim yaptığı programlarda bile seyirci takdiri için ne denli ince bir çizgi olduğunu fark ettim.</p>
<p>Yarışmada yer alan iki takımdan (Gönüllüler ve Ünlüler Takımları) dokunulmazlık yarışmasını kaybeden takım; kendi içinde gitmesini istediği kişiyi seçiyor. Bu takımdaki oyuncular daha sonra seyirciler tarafından verilen desteği ortaya koyan SMS mesajları alıyorlar. En yüksek SMS adedi alan oyuncu; takımın seçtiği oyuncunun karşısına, onunla rekabet edecek bir oyuncu seçme hakkına sahip oluyor.  Bu noktadan sonra en az destek mesajı alan oyuncu gidiyor. İşin en ilginç yanı da burada gerçekleşti aslında. Zira en çok oyu alan ve geçen yılın şampiyonu Turabi, takımın seçtiği Duygu’ya karşı, Hilmicem’i seçti. Üstelik Hilmicem yarışmadaki en kadim dostuydu. Ancak Hilmicem’in Duygu’ya göre yüksek oy almış olma ihtimali yüksekti, ama bu henüz kesinleşmiş değildi. Sözün kısası takım Duygu’yu elemeye o denli kararlıydı ki bu denli büyük bir riski bile göze aldı. Zira eğer Hilmicem’in oyu, Duygu’dan az çıksaydı; Hilmicem,  bir nevi kim vurduya gidecekti.</p>
<p>Ama öyle olmadı ve Duygu gitti. <em>Peki takım neden Duygu’yu seçti?</em></p>
<p>Kendi gözlemlerimi aktarmak istiyorum bu konuda.</p>
<ul>
<li>Duygu’nun yarışmaya başladığı andan itibaren kendi doğrularını ifade ediş tarzı</li>
<li>Stres yönetiminde yaşadığı sıkıntılar ve bunun takım başarısına olan olumsuz etkisi</li>
<li>Yaşadığı olumsuz ve zor durumlarla başa çıkma tarzı</li>
<li>Ve tüm bunların takım çalışması ve iletişimine olumsuz etkisi.</li>
</ul>
<p>Survivor gibi zor koşullar altında yaşayan kişilerin psikolojilerinin bozulması ve normalden farklı davranışlar göstermesi elbette anlaşılır bir şey. Ancak maalesef günümüz iş hayatı da büyük ölçüde bu zor koşulları kendi içinde barındırıyor ve hayatta kalmak kolay değil. Bu nedenle, doğru söylemek dediğimiz kavramla ilgili bilmemiz gereken birkaç unsur olduğuna inanıyorum.</p>
<p><em>Her şey nereden baktığınla</em></p>
<p><em>Nasıl baktığınla</em></p>
<ul>
<li><em>·         Nasıl ifade ettiğin veya ifade etmeyi tercih ettiğinle</em></li>
<li><em>·         Etrafında yarattığın etkiyle ilgili.</em></li>
</ul>
<p>Survivor’da geçen yılın şampiyonu Turabi’nin program boyunca verdiği mesajlar ve ardından SMS oylamasıyla birinci seçilerek en iyi Doğrucu Davut olması ya da Duygu’nun da oylama sonucu gitmesine sebep olan da bu. Turabi yaptıklarını kendi kişisel değerleriyle net bir şekilde örtüştürdü.</p>
<p>“Ben perfomansı kötü olanları değil, bana uzak olanları elerim.”</p>
<p>Bir nevi hayat görüşüm, alışkanlıklarım, inanç ve değerlerim dedi mesajlarında. Duygu ise bu konuda çelişkili ve sadece kazanmayı hedef alan mesajlar verdi. Başarıya giden her yol mubahtır misali…</p>
<p>Ve SMS oylamalarında Türk Halkı bu ince çizgiyi fark etti.</p>
<p>Bizlerin iş hayatında var olup, yok olmamıza sebep olan da aslında bu ince çizgide gizli.</p>
<p>Neyi, neden yapıyorsun?</p>
<p>Profesyonel hayatta bu 9 köy meselesinde sorulması gerekenler bence:</p>
<ul>
<li><em>Köy nerede ve orada kimler yaşar?</em></li>
<li><em>·         Yaşayanların inanç, değer ve ihtiyaçları neler?</em></li>
<li><em>·         O köy, kasaba olmak istiyor mu ya da olmaya hazır mı?</em></li>
<li><em>·         Senin bu köydeki varlık sebebin ve bu köye katkın ne?</em></li>
<li><em>Köy halkı senin hakkında ne düşünüyor, neye inanıyor ve seninle ilgili ne hissediyor?</em></li>
</ul>
<p><em>Her şeyden önemlisi buna değer mi?</em></p>
<p>Doğruyu söyleme sebebimiz değerlerimizle ilgiliyse sorun yok. (Dürüstlük, adalet vb)</p>
<p>Ama hırslarımızla ilgiliyse köylerden kovulmamız normal değil mi?</p>
<p>Ne dersiniz?</p>
<p><strong>Yazar: Başak Tecer / Harvard Business Review Türkiye </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önerilen Eğitimler:</strong> <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/iletisim-ve-iliski-yonetimi/">iletişim ve ilişki yönetimi</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/etkin-geribildirim-verme-ve-alma/">etkin geribildirim verme ve alma</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/kurum-ici-iletisim-ve-geribildirim/">kurumiçi iletişim ve geribildirim</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/ik-ve-stratejik-ic-iletisim/">ik ve stratejik iç iletişim</a>, <a href="/egitimler/ik-ve-yonetim/yonetimde-duygusal-zeka/">yönetimde duygusal zeka</a></p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/dogru-soyleyeni-neden-dokuz-koyden-kovarlar/">Doğru Söyleyeni Neden Dokuz Köyden Kovarlar?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/dogru-soyleyeni-neden-dokuz-koyden-kovarlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
		<item>
		<title>Dinliyoruz da Nasıl?</title>
		<link>https://www.basaktecer.com/dinliyoruz-da-nasil/</link>
				<comments>https://www.basaktecer.com/dinliyoruz-da-nasil/#respond</comments>
				<pubDate>Mon, 26 Dec 2016 14:55:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[destek]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[iletişim ve İkna]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[geribildirim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://basak.e-alora.com/?p=5855</guid>
				<description><![CDATA[<p>Dinliyoruz da Nasıl? “Ben onu kast etmemiştim?”, “Ya da sen öyle demedin ki?” cümlelerini ne kadar sıklıkla duyuyoruz gün içinde? İletişim konusunda uzman olma yolunda emin adımlarla yürüyen biri olarak artık etrafımdakileri daha iyi duyduğumu söyleyebilirim. Çünkü işitmeyi bırakıp dinlemeye başlayalı çok oldu. Dinlemek ve işitmek iki farklı olgudur. İşitmek daha çok fizyolojiktir; dinlemek ise&#8230;</p>
<p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/dinliyoruz-da-nasil/">Dinliyoruz da Nasıl?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dinliyoruz da Nasıl?</strong></p>
<p>“Ben onu kast etmemiştim?”, “Ya da sen öyle demedin ki?” cümlelerini ne kadar sıklıkla duyuyoruz gün içinde?</p>
<p>İletişim konusunda uzman olma yolunda emin adımlarla yürüyen biri olarak artık etrafımdakileri daha iyi duyduğumu söyleyebilirim. Çünkü işitmeyi bırakıp dinlemeye başlayalı çok oldu. Dinlemek ve işitmek iki farklı olgudur. İşitmek daha çok fizyolojiktir; dinlemek ise organize olmayı, yoğunlaşmayı ve dikkati toplamayı gerektiren bir beceridir ve bu beceriyi geliştirmek mümkündür.</p>
<p>Bu yazımda sizlere dinlemenin türlerini sebepleriyle birlikte aktarmaya çalışacağım.</p>
<p><strong>Konsantrasyon ve dinler gibi görünme.</strong> Konu ilgimizi çekmiyorsa, beynimiz hızla konsantrasyonunu kaybeder. Bu esnada karşımızdakiyle göz temasını keseriz. Bedenimiz başka yöne doğru döner veya başka şeylerle ilgilenmeye başlayabiliriz. Ya da karşımızdakinin sorduğu ani sorulara yanıt veremeyiz. Zira dinler gibi görünmeye başlarız.  Dinler gibi görünme, özellikle kafamız başka şeylerle yoğun olduğunda da sıkça yaptığımız bir hatadır. Özellikle yöneticilik yaptığım dönemde bir rapor hazırlarken hızla odama giren bir ekip arkadaşıma bu dinlemeyi yaptığım çok olmuştur. Sonrasında da “Ben size söylemiştim ya” dendiğini duymuşumdur. Peki ne yapmak lazım? Böyle bir durumda karşımızdaki kişiye, anlattıklarınıza konsantre olamıyorum, bunu daha sonra konuşursak sizi daha etkin dinleyebilirim demek;  dinler gibi görünmekten daha kibar ve değer veren bir davranış olacaktır.</p>
<p><strong>Seçici dinleme.</strong>  Konunun sadece belli bir kısmı ilgimizi çekiyor ancak tamamı bizi ilgilendirmiyorsa seçici algı ve belleğimizi kullanırız. Tüm departmanların bir arada yaptığı toplantılarda buna sıkça şahit olmuşuzdur. Bizi ve departmanımızı ilgilendiren konularda fil kulak kesilirken, diğer konuları göz ardı edebiliriz. İşte tam da bu yüzden bu tarz toplantıların tüm detayları paylaşmak yerine konular arasında bağlantı kuran bir şekilde tasarlanması ve yönetilmesi gerekir. Eğitim esnasında bazı katılımcıların konuları, kendi ilgi alanlarına göre fazlasıyla detaylandırdığını ve diğer katılımcıların sıkıldığını fark ettiğimde güçlü sorularla konuyu çerçevelemeye çalışırım.  Bu görüşlerinizin bizim ana temamızla ilgisini tek cümleyle ifade etmenizi rica etsem? Ya da bu konuşmadan tam olarak varmak istediğiniz noktayı duyabilir miyim? gibi.</p>
<p><strong>Aktif dinleme.</strong> İletişimde en sık kullanmamız gereken dinleme türlerinden biridir. Göz teması, başınla “seni anlıyorum” onayı vermeyi ve yeri geldiğinde soru sormayı gerektiren bir dinleme türüdür. Aktif dinleme önce susma becerisi gerektirir bence. Zira susmadan, gelen mesajı işitmek;  fizyolojik olarak da mümkün değildir. Susmak ve zihnimizi durdurmak aktif dinlemenin en önemli becerilerinden biridir.  Elbette bir de not almak. Zira söz uçar yazı kalır.</p>
<p>Gazetecilik disiplini bize her zaman yanımızda küçük bir not defteri ve kalem olması gerektiğini öğretti. Aldığınız notla üzerinden soru oluşturmak çok daha kolaydır. “Az önce satış rakamlarında geçen yıla göre yüzde 15 azalma olduğunu ifade ettiniz. Bizden bu azalmanın nedenlerini raporlamamızı istiyorsunuz. Doğru mudur?” gibi.</p>
<p><strong>Pasif dinleme.</strong>  Bu dinleme türünde karşınızdakine bir nevi poker surat olursunuz. Yani anladığınıza ya da onayladığınıza dair herhangi bir mimik göstermezsiniz. Peki bu dinleme türü sizce ne zaman gerekir? Zorlu müzakerelerde, karşınızdaki kişinin olumsuz duyguları yoğun olduğunda veya aynı fikirde olduğunuzu veya olmadığınızı belli etmenin doğru olmadığı durumlarda. Yöneticilik yaptığım dönemde ekibimde kavga etmiş iki ekip arkadaşımı dinlerken bu dinleme türünü yapmıştım ve çok faydasını gördüm. Ya da performans görüşmesi esnasında çalışanın anlamsız itirazını duyduğunuzda veya satışta rakibe göre yüksek fiyatı söylediğinizde müşterinizin sert tepki vermesi durumlarında bu dinleme türünü kullanabilirsiniz.</p>
<p><strong>Savunucu –tuzak dinleme.</strong> Bu dinleme türünde kişi karşısındakinden gelen mesajı bir saldırı gibi algıladığından ya savunmaya geçiyor ya da saldırıyordur. Bu tarz bir dinlemenin en temel sebeplerinden biri ilişkideki güven duygusudur. Zira güven duygusu olmadığında rekabetçi iletişim tarzı baskın hale gelir. Ayrıca dinleyenin önyargı ve paradigmaları da buna sebep olabilir. Kişi sizin söylediklerinizi kendi kontrol alanına bir tehdit olarak da algılıyor olabilir. Ve bunun aslında sizin söylediklerinizle hiçbir ilgisi de olmayabilir. Danışmanlık projelerimden birinde bunu yaşadığımda, kişinin bu dinleme türünün nedeninin kişinin güç dürtüsüyle ilgisi olduğunu biliyordum. Zira bulunduğu departmanda müthiş bir güç yarışı dönüyordu ve bu dinleme türü kişinin bir nevi refleksi olmuştu. Bu durumda yapılabilecek tek şey; karşımızdaki kişinin ihtiyaç ve duygularıyla empati kurmaktır. Ancak empati kurmanın karşımızdaki kişiye hak vermek değil, onun ihtiyaçlarını anlamak olduğunu bilmemiz gerekir.</p>
<p><strong>Empatik dinleme.</strong> Empati konusu başlı başına bir makale konusu olabilir. Empatik dinlemeyi becerebilmek için empatinin ne olmadığını söylemekte fayda var. Empati, ben senin yerinde olsaydım şöyle yapardım demek değildir. Boşver, üzme kendini;  ya da çok haklısın da değildir. Empati, kendini gerçekten karşındakinin yerine koyup onun duygularını ve ihtiyaçlarını anlayabilme ve olaylara onun penceresinden bakabilme becerisidir. Ve sanıldığı kadar da kolay değildir. Empatik dinleme, iletişimde konudan çok karşınızdakinin ihtiyaç ve duygularını anlamak önemli olduğunda gereklidir. Zira bu durumda amacı gerçekleştirmek değil, ilişkiye verilen önem ön plana çıkar. Empatik dinlemede mimiklerin karşınızdaki kişinin duygularına uyumlu bir şekilde kullanılması, ses tonunuzun ahengi önemlidir.  “Söylediklerinden bu konunun seni endişelendirdiğini duyuyorum. Doğru mu anlıyorum?” cümlesinde olduğu gibi ya da bazen sadece susarak ve beden diliyle empatik dinlemek mümkündür. Empatik dinleme, iletişimde savunucu ve tuzak dinleyen birine karşı kullanabileceğiniz en büyük panzehirdir.</p>
<p>Etkin dinleyiciler,  hem karşılarındaki kişinin hangi dinleme türüyle dinlediğini, hem de ortama göre hangisinin faydalı olduğunu bilen kişilerdir. Dinleme bence, kalple beyin arasındaki ince bir köprüdür. Ve dinleyen, bu köprüyü inşa eden bir iletişim mühendisidir. Köprünün matematiğini naçizane ifade etmeye çalıştım.</p>
<p>Gerisi elbette bize kalmış.</p>
<p><strong>Yazar: Başak Tecer / Harvard Business Review Türkiye </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önerilen Eğitimler:</strong> <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/iletisim-ve-iliski-yonetimi/">iletişim ve ilişki yönetimi</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/etkin-geribildirim-verme-ve-alma/">etkin geribildirim verme ve alma</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/kurum-ici-iletisim-ve-geribildirim/">kurumiçi iletişim ve geribildirim</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/ik-ve-stratejik-ic-iletisim/">ik ve stratejik iç iletişim</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/bedendili/">beden dili</a>, <a href="/egitimler/iletisim-ve-iliski-yonetimi/sosyal-zeka/">sosyal zeka</a>, <a href="/egitimler/kisisel-gelisim/ozmotivasyon/">özmotivasyon</a>, <a href="/egitimler/atolye-calismalari/seni-dinliyorum/">seni dinliyorum</a></p><p>The post <a href="https://www.basaktecer.com/dinliyoruz-da-nasil/">Dinliyoruz da Nasıl?</a> first appeared on <a href="https://www.basaktecer.com">Başak Tecer Eğitim ve Danışmanlık</a>.</p>]]></content:encoded>
							<wfw:commentRss>https://www.basaktecer.com/dinliyoruz-da-nasil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
							</item>
	</channel>
</rss>
